Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  KAHVE MOLASI  >  FİNCANIN İÇİNDEKİLER  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

YÖRESEL DİZİ- 6 (SON)

Yazar:    /  08 Ağustos 2015  /  Yorum yok

Bu küçük kasabada hem böyle uluorta, hem de herkesten gizli işler çevirmek çok güçtü. Uncu Rıfat Ayhan’ı sürekli bağa, tarlaya götürmek istiyordu. Bunu sadece misafirin canı sıkılmasın iyilik olsun diye yapıyordu. Bazen canım istemiyor diyerek karşı çıkıyor bazen de bahane uyduramayıp gitmek zorunda kalıyordu. Yaz başında işlerin kum gibi kaynadığı, insanların nefes almaya fırsat bulamadığı o günlerde zamansız ve münasebetsiz bir düğün vardı. Düğünler belediye hoparlöründen anan ediliyor ve herkes çağrılıyordu. Ayhan’a Fadile’yi görebilmek için, belki de yakın durabilmek için beklenmedik bir fırsat çıktı. Düğün evinde kadınlar bahçe içinde kına gecesi yaptılar. Kasabanın bütün delikanlıları da duvarının dışından onları izledi. Kapının önü arı kovanı gibiydi. Bazen yaşlı kadınlar gençleri kapı önünden çekilmeleri için uyarıyorlardı. Ama yabancı olduğu için kimse ona bir şey demedi. Belki de düğün evinin uzaktan gelen misafirlerinden biri sanılmıştı.

Düğün gecesi Fadile ahretliklerinden ve komşu kadınların arsından kaçıp kaçıp dışarı çıktı. Kapı önünde dikilen Ayhan’a baktı. Gelip geçerken birbirlerine laf attılar. Söylenen sözler kibarlıktan ve incelikten hayli uzaktı.

Ne bakıyosun be beğenemedin mi?
Beğendim de ondan bakıyom.
Önümden çekilsene be geçeyim,
Sen de zırt pırt geçmeye ne meraklıymışsın böyle.
Kapa çeneni, yoksa ben kapatmasını bilirim.
Hadi kolaysa kapat bakalım.

Bu kasabada gençler buna konuşmak diyorlardı. Bu konuşmaktan çok karşılıklı laf sokmaktı. İnsanların içinde bir erkekle kız ancak böyle konuşurdu. Kız kötü sözler söylese bile eğer konuşuyorsa gönlü var demekti. Sadece herkesin içinde sevdiğine yüz vermiyordu. O gece Ayhan Fadile’yi tes etti. Kaşla göz arasında kapıdan girip çıkarken avucuna bir sakız tutuşturdu. Kız hiç tereddüt etmeden aldı. Biraz sonra özellikle belli etmek için ağzını yaya yaya sakızı çiğnediği uzaktan bile görülebiliyordu. Düğün dağılmadan işaret dili ile saat, yer kararlaştırdılar. Bu gece herkes yattıktan sonra evin arka bahçe duvarı dibine gelecekti. Jandarmalar kına gecesini bitirmek için geldiklerinde saat on ikiye geliyordu. Herkesin yatması sokakların ıssızlaşması neredeyse sabahın ikisini buldu. Ayhan önce misafir kaldığı eve gitti. Sonra eve çok geç geleceğim diyerek yeniden çıktı. Hırsız gibi karanlıkta bahçenin gizlenen arka duvarının dibine gidip bekledi. Birkaç kez öksürerek işaret verdikten sonra Fadile’de geldi.

O gece korkarak, titreyerek, her kıpırtıdan, her sesten şüphe sezerek s-bir saatten fazla konuştular. Delikanlı izlediği filmlerden ve başkasından duyduğu, aklına gelen bütün sözleri kıza söyledi. Hatta gözlerine, doğru düzgün görmediği gözlerine övgüler düzdü. Onu ne kadar çok sevdiğini, aşkının ne kadar güçlü ve büyük olduğunu anlattı. Fadile’nin ayakları yerden kesildi. Arada kerpiç duvar olmasa erkeğin elinden tutup onu kaçırmasını isteyecekti. Yarın gece için sözleştiklerinde horozlar birer ikişer ötmeye başlamıştı.

Ayhan yıllardan beri hiç kimseyi, hiçbir şeyi bu kadar çok istememişti. Aylar süren can sıkıntısı ve bunalımı uçup gitmişti. Öğleye doğru uyanıp istasyona gidiyor. Çamların arasında uzanıp Fadile’nin evini gözetliyordu. Kız da her fırsatta kendini sokağa atıyordu. Gece konuşmaları daha haftasını doldurmadan iki genç böylesine büyük bir aşkın daha önce hiç yaşanmadığını, hiç kimsenin böyle sevmediğini, aşklarının dünyadaki en güçlü duygu olduğuna inanıyordu. Fadile daha fazla sabredemedi. Yarın herkes tarlaya gidecekti. Kimseye görünmeden öğleye doğru bahçe duvarını atlayıp eve girmesini istedi. Kapıdan girerse görenler olabilirdi. Aksilik ya o gün yağmur yağdı ve herkes tarladan eve döndü. Bütün dünyanın, hatta yıldızların ve gezegenlerin dışında dolaşan gençler dışarıda yağmurun yağdığını bile fark edemediler.

Derviş Dayı oğlanı yakalayamayınca hırsını Fadile’den çıkardı. Bundan sonra kasabalının yüzüne nasıl bakacaktı. Herkes senin kızın orospu çıktı diyecekti. Yüzüne karşı demeseler bile arkasından diyeceklerdi. Ayhan o gün Uncu Rıfat’ın evine bile uğramadan İzmir’e kaçtı. Gidip durumu annesine anlattı. Annesi oğlunun ne mokun soyu olduğunu bilmez miydi? Bununki sadece geçici bir heves… Zahra’nın nesi vardı? Güzel, hamarat ve insan içinde nasıl davranacağını bilirdi. O kızı bırakan başka kızların gözünün yaşına bakar mıydı? Bilmesine bilirdi ama başka türlü onun yakasını bırakmazdı. Oğlunun isteklerine razı oldu.

Ne Ayhan’ı tanırım, ne de Fadile’ye aşıktım. Hepsi kasabalının uydurması… O kızı çocukluğundan beri bilirim. Derviş Dayı da kendi halına bakmaz başkasının çulunu beğenmez. Gözleri hep yükseklerdedir. Sanki köylü değil de paşa soyundan. Bir kurum, bir çalım… Herkes gitsin kendi külünü karıştırsın. Bin kere yemin etsem başım ağrımaz.

Seyfullah
Bursa
Temmuz 2015

The following two tabs change content below.
Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Latest posts by Seyfullah Çalışkan (see all)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

RTE PARTİ

Devamı →