Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  KAHVE MOLASI  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

YÖRESEL DİZİ- 5

Yazar:    /  28 Temmuz 2015  /  Yorum yok

Ayhan, kulağına kar suyu kaçmış balık gibi uzun zaman amaçsızca dolaştı. Zaten yaşamı boyunca hiçbir zaman bir amacı olmamıştı. Zaten her şeyi vardı. Hiçbir şey için çabalamadı. Birkaç kez annesi ve Cici Babası Hakan ile dalaşmayı denedi. Hakan baba öyle kolay yenir yutulur parça değildi. Ve açık açık onu hayatlarında istemediklerini söylediler. Birkaç kez eski eşi Zehra ile görüşmeye çalıştı. Ailesi kapıyı bile açmadı. Israrla ve inatla eve telefon etti. İki polis kapısına gelip adliyeye götürünce bu işin de suyunun çıktığı anlaşıldı. Polisler gelmeden önce günlerce Zehra’nın sokağının başında bekledi. Evi uzaktan göz hapsine aldı. Bir kez olsun Zehra’yı göremedi. Etraftakilere sordu. Uzun zamandır Zehra’yı gören olmamıştı. Kızın artık baba evinde yaşamadığı anlaşılıyordu. “Belki yeniden evlenmiştir, diyerek peşini bırakmaktan başka bir çıkış yolu bulamadı. Kafasının bin beş yüz olduğu günlerin birinde kalkıp Hacırahmanlı’daki akrabalarının yanına geldi.

Uncu Rıfat, Ayhan’ın Babaannesinin yeğeniymiş. Çocukken bir iki kere gelmişti. Ama sonra yıllarca hiç uğramamıştı. Aklına nerden düşmüştü? Nerden böyle esip gelmişti? Belki de gidecek başka yeri kalmamıştı. Soma otobüsünden inip asfalt yoldan kasabaya doğru yürümüştü. Dere üzerindeki taş kemerli köprü paslı korkuluklarıyla bin yıldır ordaydı. Bunu çocukluğundan hatırlıyordu. Okul bahçesindeki çamların gölgesi duvarın dışına taşıyordu. Başına yem torbası geçirilmiş at bir taraftan sinekleri kovalarken bir taraftan torba içeresindeki arpa tanelerini arıyordu. At başını salladıkça araba da takır tukur ses çıkarıyordu. Şimdi bu at yürüyüp gitse sahibi bunu sittin sene bulamazdı.

Ayhan attan başını çevirince bakkaldan evine dönen Fadile’yi gördü. Kızın başında Tokat işi kenarları kırmızı oyalı bir yazma vardı. Mısır püskülü rengindeki saçları yazmasından alnına düşüyordu. Yüzünün beyazlığı mavi gözlerinin ışıltısını belirgin hale getiriyordu. Bu kız bu köye ait değildi. Norveç’ten, Danimarka’dan belki de İsveç’ten gelmiş olmalıydı. Kızın yüzüne hayranlıkla baktı. Fadile’de daha önce görmediği bu gence baktı. Parmaklarının arasında kıstırdığı sigarasıyla epey fiyakalı duruyordu. Önce oğlanın kendisine bir şey soracağını sandı. “Bir şey mi dedin,” gibi bir cümleyi yarım yamalak ağzının içinde yuvarladı. Sesi ağzında kaybolduğu için Ayhan bir şey duymadı. Sadece kızın kendisiyle konuşmaya hevesli olduğunu hissetti. Kız yürüdü, o da peşinden gitti. Kız ikide bir arkasına dönüp bakıyordu. Bu oğlan onu neden takip ediyordu? İlk başlarda biraz korkmuştu ama adam yiyecek biri gibi de durmuyordu. Özellikle eve giden yolu mümkün olduğu kadar uzattı. Bu durum hoşuna gidiyordu. Kerpiç duvarlı avlu kapısını açtıktan sonra da içeri girmeden arkasına baktı. Fadile’ye göre oğlan oldukça yakışıklı biriydi. Güneş gözlüklerini çizgili tişörtünün yakasına asmıştı. Kot pantolonun önünden sarkan parlak metalden bir zincir arka cebindeki cüzdana kadar uzuyordu. Her adımda sallanıp bacağının yan tarafına çarpıyordu. Delikanlının alnından gözlerinin üzerine düşen bir tutam saçı vardı. Ensesindeki saçları futbolcularınki gibi uzundu. Kız kapıdan içeri girince Ayhan sokakta birkaç tur daha attı. Kızın kendisine bakıp bakmadığından emin olmak istiyordu. Ayhan kapıdan her geçtiğinde Fadile perdeyi hafifçe aralayıp bakmıştı. “Bu kızda iş var oğlum,” dedi. “Açık açık iş atıyor baksana.” Bunu farkında olmadan kendi kendine yüksek sesle söylemişti. Sonra etrafına bakındı. Neyse ki yakınlarında kimse yoktu ve duyan olmamıştı.

Can sıkıntısından patlayan, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeyen Ayhan kendine yeni bir oyun icat etmiş oldu. Bu oyunun adı Fadile’ydi.  Önce akrabalarına gitti. Karnını doyurdu, sohbet etti. Ben kahveye gidiyorum,” diyerek evden çıktı. Çünkü o kasabada erkekler hiç evde oturmazdı. Bıyıkları terlemeye başlayanlardan beli bükülenlere kadar bütün erkekler kahveler önü deniler kasabanın ortasındaki küçük parka bakan kahvelerden birine otururdu. Bu kahvelerden birkaç tanesi siyası partilere, birisi yaşlılara (cami kahvesi), biri de avcılar kulübüydü. Gençler daha çok Hacırahmanlı Spor Gençlik Kulübü’nde otururlardı. Ayhan kahveye gitmezdi. İstese de gidemezdi. Çünkü bu kahvelerde hep arkadaş grupları toplanırdı. Misafir gelenler ev sahibi ile takılırdı. Tek başına bir yabancı olarak kabasının ortasında oturmak berbat bir şeydi. Gelen geçen meraklı meraklı sana bakardı. “Kim bu?” diye birbirlerine sorarlardı. “Ben tanımıyorum. Sen tanıyor musun? Ben de tanımıyorum. Muhabbetlerine konu olurdunuz.

Ayhan evden çıktıktan sonra önce Fadile’nin sokağında bir iki tur attı. Sonra doğru İstasyona doğru yürüdü. Orada birini bekliyormuş gibi biraz vakit geçirdi. Etrafı kesti. Ayhan’ın istasyona geçtiğini gören Fadile kapı önüne çıktı. Elindeki süpürgeyle kapı önlerini süpürdü. Tozu yatıştırmak için su serpti. Yaşlı tespih ağacını suladı. Canı içeri girmek istemiyordu. Sürekli kapı önünde oyalanabileceği işler icat ediyordu. Yoldan geçen komşuları lafa tutuyor, her zamankinden daha çok gereksiz laf bulmaya çabalıyordu. Ayhan gün kavuşmadan birkaç kez daha sokaktan geçti.  Kapı önünde bekleyen kıza bir iki kere göz kırptı. Fadile, utandı ve başını eğdi. Sonra etrafını kolaçan ederek uzaklaşırken el salladı. Kız hiç tepki vermedi.  Akşam treni geldi. Kalabalığın içinde sanki trenden inen bir yolcuymuşçasına evin yolunu tuttu. Ovanın üzerine bahar ve yaz karışımı kokular savuran güzel bir Mayıs akşamı indi.

Seyfullah
Bursa
Temmuz 2015

The following two tabs change content below.
Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Latest posts by Seyfullah Çalışkan (see all)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

RTE PARTİ

Devamı →