Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  KAHVE MOLASI  >  FİNCANIN İÇİNDEKİLER  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

OTALAK- 2

Yazar:    /  10 Kasım 2015  /  Yorum yok

Hasan, derin konular içinde kaybolmuş, ben de kendimi işime vermiştim. Biberler kavrulurken dolaptan birkaç iri domates aldım. Kabuklarını soyup küçük küçük doğradım. Aslında direk suya tutup rendelesem daha kolay olurdu. Sırada bir sürü iş var.. Fakat zalım biberler genzimi yakmaya,  hapşırtmaya başlamışlardı. Hasan, mutfağın dışında olmasına rağmen gözlerim yanıyor diye yakınmaya  başladı. Sen dışarı çık dedim. Kaç canın kurtar. Al sandalyeni erik ağacının gölgesine otur. Biberler buruştuktan sonra içine domatesleri ilave ettim. Domatesler keskin biber kokusunu biraz azalttı.

Kolay mı Hasan kardeş, Hacırahmanlı biberi bunlar.  Koskoca yaz güneşini içine çekip emdi,  biriktirdi bunlar. Ateş gibi yakması boşuna değil. Sıkıysa birini ısır. Diline kırbaç yemişçesine canın yanar. Kırbaç dedim de bak şimdi aklıma ne geldi. Ovaya büyük tesfiye makineleri, dozerler girmeden evvel daha çok çukur vardı. Çoğunu unuttum ama Ziraat Fidanlığı’nın arkasında kerpiç kuyuları hala aklımda.  Çukur çok, göl çok olunca bolca ayıt da olur. Ilgın olur. Bu bodur çalılardan kargı ile birlikte sepet, tütün köfünü (*) yaparlardı. Esnek ve dayanıklıydı. Dayağın en acımasızı ayıt dalıyla atılandır. Tadına bakmışlığım var, işkembeden atmıyorum.

Aylak adamın aklına şeytan üşüşür denir. Bizim şeytanımız sabit. Akıl gelip arada bir şeytana uğruyor. O kadar. Bir iki kez denedik ama olmadı. Şaban Amca  fırsat vermiyor, göz açtırmıyor. Bekçi Murtaza mübarek…“Devletin malı çocuklar, gidin başımdan. Benim olsa girin istediğiniz kadar alın. Ama devletin malı veremem…” Şaban Amca yerden göğe kadar haklı ama Cengiz Topel İlkokulu bahçesindeki şeftalilere de can dayanmıyor. Yeşil dalların arasından kırmızı yanaklarıyla göz kırpıp duruyorlar. Hadi gel de rüzgarına kapılma. İlk birkaç denememiz başarısız oldu. Ama bir akşamüzeri herkes evlerine çekilirken, hava karardı kararacak, beton duvarı atlayıp bahçeye daldık. Bir kaç şeftali yolup jet hızıyla bahçeden dışarı kaçtık. Elim değdi ebe sensin der gibi… Ötekileri bilmem ama elimdekilere bir baktım hepsini ham olanlardan koparmışım. Telaştan ve korkudan olgunlarını, kırmızı yanaklılarını seçememişim. Önemli değil. O kadar tehlikeyi göze aldıktan sonra taş olsa bile yerim. Ali Piston’un evin önünden geçip pamuk tarlası ile evleri birbirinden ayıran toprak yoldan evlerimize doğru gidiyorduk. O yol her zaman tenhaydı.

Şeftalileri eve götürecek kadar salak değiliz elbette. Oturup köşe başında yeriz. Okuldan uzaklaştık diye iyice rahatlamışız. Etrafımızı kolaçan etmek aklımıza bile gelmemiş. Celaddin’in Mehmet’lerin aradan Şaban Amca tam önümüze çıkmasın mı? Apışıp aldık. Şeftalileri kaldırıp yere attık. Suç aletlerinden kurtulmak isteyen katiller de böyle yaparmış. Şaban Amca elindeki ılgın ışkınıyla aramıza bir daldı. Akıllara ziyan. Düşmanla cenge girmiş Ulubatlı Hasan sanırsın. Öylesine gözü kara, öylesine öfkeli… Canı yanan öteye beriye kaçmaya başladı. Canımız yanmasa kaçmayı bile akıl edemeyecektik. Ben iki darbe almışım. İki kırmızı çizgi olarak sırtımda ve bacaklarımda uzun süre benimle birlikte dolaştılar. Önce herkes bana gelmedi, bana vuramadı, ben kaçtım lakırdıları zırvaladı. Ertesi gün kanala yüzmeye gittiğimizde acı gerçek ortaya çıktı. Şaban Amca hepimize iyi girişmiş doğrusu. Hiç kimsenin hakkını yememiş. Tadını bilmeyenlere tavsiye ederim. Önce taze bir ılgın sürgünü bulun. Ama illa  öfkeli ve yaşlı bir adamın eline verin…

Eyvah, Hasan’ı unuttuk. İyi mi?  Neyse ki Hasan’ın da bana pek aldırdığı yok. Kendi başına cümleleri salmış yokuş aşağıya, anlatıp duruyor.

Abim komünist oldu. Hem öğretmen, hem komünist… Ama okula gitmiyor. Çocukları güzel okutmuyordu.  Arada çıkıp İzmir’e geliyordu.

-Jandarmalar aramıyor muydu abini? Nasıl öğretmenlik yapacak ki?

-Aradılar ama sonra bıraktılar galiba peşini. Abim pavyonlara giderdi. Babamdan aldığı paraları yerdi. İçki içer kavga çıkarırdı. Eniştem ablamı dövüyor dedim abime. İnanmadı. İnansa eniştemi tuttuğu gibi boğazını sıkıp oracıkta gebertirdi.

– Hasan darılma ama komünist adam bara pavyona gitmez. Abin resmen oportünistin biriymiş.

-O ne demek? Ay dilim de dönmüyor.

-Ne olacak lapacı oğlum. İşine geldiği gibi, çıkarına, keyfine göre. Bir öyle bir böyle…

– Dur bak dinle. Acele etme, lafım daha bitmedi.

Bitecek gibi de değil ya zaten… Hasanın anlatacaklarına taş koymaktan vaz geçtim. Kendi haline bırakıverdim.

Abim komünist olunca ben de ziyan olup gideceğim diye babam çok korkmuş. Tinerci, içkici, esrarcılarla kalıyor diye duyunca atlayıp Sinop’tan otobüse İzmir’e gelmiş. “Hadi köye gidiyoruz,” dedi. “İş yerinden izin alayım. Haber vereyim,” dedim dinlemedi. Beni kaçacak sandı herhalde. Adam haklı elbette… Kaçarsam koca İzmir’de bulmasına imkan yok.  Babamla birlikte çaresiz köye döndüm. Aradan bir iki gün geçti. Baktım işin içinde iş var. Benden habersiz gizli gizli fısıldaşmalar gülmeler falan huylandım tabi… Sorup soruşturmaya, işin aslını kurcalamaya başladım. Beni teyzemin kızıyla evlendireceklermiş. Hesap kesilmiş, defterimiz dürülmüş. O kızı daha önce hiç görmemiştim. Üstelik daha on altı yaşındayım. Ev bark geçindirecek kadar kazancım da yok.” Olmaz baba, ben istemiyorum. Daha yaşım gelmedi,” dedim. Babam bana bir tokat çaktı. “Evleneceksin lan,” dedi. “İşte o kadar.” Köyde bir yemek daveti verildi. Babam beni teyzemin kızıyla evlendirdi. Yaşımız tutmadığı için devlet nikahı yaptırmadık. İmam nikâhıyla oldu bitti. Eşim, ben ve babam birlikte İzmir’e döndük. Babam akrabaları aradı. Bize bir ev bulup kiraladı. Altı aylık kirasını peşin verdi. Çekip memlekete gitti. Neyse ki benim üç beş kuruşum vardı. Param burada…

Parasını koyununa koymuş Hasan. Eliyle göğsüne vurarak gösteriyordu.

(*) Köfün= Küfe

Seyfullah
Bursa
Ekim 2015

The following two tabs change content below.
Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Latest posts by Seyfullah Çalışkan (see all)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

RTE PARTİ

Devamı →