Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  KAHVE MOLASI  >  FİNCANIN İÇİNDEKİLER  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

OTALAK- 1

Yazar:    /  28 Ekim 2015  /  Yorum yok

Ah Keziban, vah Keziban… O Hacıahmanlı’yı hiç bilmez. Belki İstanbul asfaltından onlarca kez geçmiştir. Kocası Hasan’da bilmez. Komşu işte, dinlemesen olmaz. İnsanlık ölmüş beya derler. Hasan bir taraftan anlatsın. Ben de işime gücüme bakayım. Hasan Hacırahmanlı’yı bilmez ki. Süs biberlerini , tırtıklı Arnavut Biberlerini de… Bahçenin köşesine birkaç yıldır Sümbül’ün İlhami’nin zeytinin gölgesi düşüyor. Bu yıl gölgede kalanlar yine hiç büümedi. Şimdi gidip “komşu, şu zeytini az budayıver, gölgesi bize düşüyor,” desem arıza çıkarmış olacağım. Neyse ki çeşmenin ayağına doğru diktiklerim pıtır pıtır döktüler. Onlar da yeter. Topladıklarım bir kilodan fazladır.

Hasan’dan mı bahsedeyim. Kırkına henüz gelmemiştir ama yakındır herhalde. Alnındaki saçlar başının ortasına kadar dökülerek açılmış gitmiş. Kel desen değil, saçlı desen hiç değil. Kısa boylu, akça, pakça, azıcık da göbekli biri işte. Orta Karadeniz ağzıyla konuşuyor. Onun kelimelerini söylediği gibi yazmama ikan yok. Hasan tıka basa dolmuş bunalmış. Para versem susacak gibi değil. Ah Keziban, vah Keziban…

Ben küçücük bir çocuktum. O yıllarda babam çok para kazanıyordu. Köylerden hayvan alırdı. Kesip dükkânda satardı. Akşam olunca eve kocaman bir deste para getirirdi. Birlikte oturup sayardık. Beşlikleri, onlukları, ellikleri ve yüzlükleri birbirinden ayırırdık. Abim öğretmen okuluna gidiyordu. Birkaç sene gitti bitirdi. Öğretmen çıktı. Okulu bitirince komünist olmuş. Babam evde komünist bir evlat istemem dedi. Kavga ettiler. Çekip gitti. Parası bitince geliyordu. Babamla kavga edip para alıyordu. Bazen aylarca hiç piyasaya çıkmıyordu. Nerede gizleniyor? Nereye gidiyor? Hiç kimse bilmiyordu. Biraz öğretmenlik yaptı. Sonra kaçak oldu. Ben hatırlamıyorum ama jandarmalar onu aramaya başlamış. Anarşik oldu, anarşiklere karıştı dediler.
– Abin tutuklandı mı? Vurdular mı yoksa?
– Dur, sabırlı ol anlatıcam.
-Sonunu merak ediyorum arkadaş. Ağabeyine ne oldu?
– Bekle, sabırlı ol. Lafım daha bitmedi.

İşi bulduk kaybetmesek bari… Hasan makineli tüfek gibi seriye bağlamış anlatıyordu. Öyle kısa kes, merama gel falan fayda etmiyordu. Biberleri bir süzgece alıp yıkadım. Büyük olanları ortadan ikiye böldüm. Sonra ince ince dilimleyip süzgece attım. Küçük olanları da en az dörde bölecektim. Hasan içini sular seller gibi dökerken ben biberlerle uğraşmaya devam ediyordum. Doğrama işi bitince yeniden su dolu bir kabın içine aldım. Doğranmış biberleri tencerede karıştırınca çekirdeklerinin çoğu suyun dibinde kaldı. Ocağı yakıp tavaya zeytinyağı akıttım. Biberleri içine atıp yağda kızarmaya başladım. Biraz sonra tavadan yükselen buhar gözlerimi yakacaktı. Beni hapşırtmaya başlayacaktı. Adım gibi emindim. Gaz maskesi takacak değilim ya. Hapşırtırsa hapşırtsın. Başında beklemesem de gelip arada sırada karıştırmam gerek.

Hasan’a Emcelli (Sarıgöl) Biberi meşhurdur desen ne yazar. Hacırahmanlı’nın üzümü, kavunu, domatesi bir de Konikli’si… Dedim üstelik. Konikli deyince salak salak yüzüme baktı. Konikli Erdoğan’ı bilmeyen, Taşçı Akif’i, Evham Aydın’ı bizim kasabanın yarısını bilmiyor demektir. Konikli şimdi çıkıp gelse… Sokağın başında bir bağırsa… Hasan korkudan donuna ederdi. Belki anlatacaklarını unutup susardı. Ben de başımı dinlerdim. Hacırahmanlı’da her sokağın Konikli gibi kahramanları vardır. Mezarlık Mahallesinde Pişik İlyas ve Akif Aga, Mera Mahallesinde Ali Piston, Kambur, Şakir Aga, ve Galip Hoca, Mektep Mahallesinde Altı Parmağın Hasan, Dombayların Hüseyin, Viran Sülo ve Horozlar… Zeytinlik mahallesinde İshaklar, Kara Ferit ve Postacılar. Elbette Uncu Şaban ve Tayır Aga… Meriçli Yaşar’ı unuttursam çok ayıp olur. Sali’leri (Salih) ve Hasanları saymaya kalksam sayfalar yetmez. Hasan Hacırahmanlı’yı nerden bilecek.

Abimin belinde altı patları vardı. Çeker tek tek saydırırdı bazen. Şişe dikerdik, taş, kiremit parçası. Bir kutu mermi yakar ama vuramazdı. O zaman ilkokula gidiyordum. Kafam çok çalışırdı benim. Ezberim kuvvetliydi ama babam okutmadı. İlkokulu bitirince Kur’an Kursuna gönderdi. “Okuma sen,” dedi. “Abin gibi komünist olursun.” beni. İki sene kursa gittim. Kur’an’ı hatim ettim. Annem öldü o sıralar. Babam da başka bir karı aldı. Almayıp ne yapsın. Evde dört çocuk vardı. En çok ablamı severdim. Kardeşlerim bir yana ablam bir yana. Sobaya gaz döktü. Gaz parlayınca tutuşuverdi. Söndüremedik. Yüzü, kolları, ön tarafı hep yandı. Bir hafta yaşadı öldü. Üvey annem bizi zaten istemiyordu. Ben kaçıp ablamın yanına geldim. O zaman on dördünde bile değildim. İkiçeşmelik’de ayakkabıcıların yanında işe girdim. Eniştem içip içip eve geliyordu. Ablamı dövüyordu. Karışsam kötü oluyordu. Karışmasam ayıp oluyordu. En sonunda dayanamadım. Enişteme karşı geldim. Benim gücüm hiç ona yeter mi? Çarem kalmayınca evden kaçtım. Benim gibi ayakkabıcıların yanında çalışan gençlerin yanına taşındım. Babama haber yollamış eniştem. Tinercilerle, sarhoşlarla birlikte kalıyor demiş. Ot içiyor, kötü yola gidiyor demiş. Ben kimseye uymuyordum. Aha param buramda…

Seyfullah
Bursa
Ekim 2015

The following two tabs change content below.
Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Latest posts by Seyfullah Çalışkan (see all)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

RTE PARTİ

Devamı →