Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  KAHVE MOLASI  >  FİNCANIN İÇİNDEKİLER  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

BİRLİK VE BERABERLİK

Yazar:    /  09 Eylül 2015  /  Yorum yok

Ülkemizin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bu zor döneminde, el ele, omuz omuza, tek bir yumruk ve tek bir yürek olmalıyız… Ne güzel bir çağrı? Ne kadar güzel ve yaldızlı sözcükler birbiri ardına inci tanesi gibi dizilivermiş. Üç aşağı beş yukarı bu anlamda birbirine benzer on kadar farklı anonsu bu gün gazetelerde okudum. Bu anonsu bu gün radyodan ve televizyonlardan duydum. Birlik beraberlik çağrıları birkaç gündür hem zihnimizi, hem gündemimizi, balkonlara asılan bayraklarla hem de sokakları doldurmaya başladı. Beraberlik çağrıları dört beş büyük siyasi parti sözcülerinden geliyor. Omuzları kalabalık askerlerden, çok büyük holdinglerin yönettiği büyük medya kuruluşlarından geliyor. En geç Cuma günü de bütün camilerden gelecek. Din adamları işin içine girmeden milli birlik ve beraberlik olur mu?

Siyasi parti temsilcileri bundan birkaç ay önce seçim meydanlarındaydı. Sandığı gidecek sıradan insanları birlik ve beraberliğimiz üzerinden değil farklılıklarımızı, ne kadar birbirimizden uzak olduğumuz üzerinden yaptılar. Bunu öylesine abarttılar ki sokaklardaki insanlar sandık tercihleri için birbirine sövecek, kavga edecek hale getirildiler. Egemen siyasal anlayış bize ne zaman birlik ve beraberlik içinde ne zaman bambaşka olduğumuzu vakti, saati gelince söyleyecektir. Hiç merak buyurmayın. Seçimler sona erip ve sandıklar kaldırılınca bu durum sona erdi mi? Bu kez de hükümet kurma arayışları başladı. Aynı düşmanlık ve uzlaşmazlığımız sürüp gitti. Şimdi en çok milli birlik ve beraberlik çanı çalan siyasi partiler en uzlaşmaz tutumlarını sergilediler. Biz başka dünyaların insanlarıyız, anlaşamayız dediler. Hatta yanlışlıkla bir koalisyon hükümeti kurulacak diye ödleri koptu.

Elbette hükümet kurulamadı. En çok birlik beraberlik isteyen siyasilerin uzlaşmaz tutumları yüzünden kurulamadı. Aylarca öfke, şiddet, gerginlik ve savaş dilini kullandılar. Şimdi insanlar ölüyor. Gencecik delikanlılar, hatta bazen de savaşın ne olduğunu bile bilmeyen çocuklar ölüyor. Bir siyasal düşünce hem savaş hem birlik beraberlik isteyebilir mi? İnsanın kafası karışıyor. Şiddet ve öfke tırmanıyor. Şimdi birlik ve beraberlik içinde düşmanlarımızı öldürmeyi istiyoruz. Artık gözümüzü kan bürüdü. Öfkemiz aklımızın kilitledi. Sokağımızda düşman arıyoruz. Bulunca leşlerini sereceğiz. Biz ölürsek şehit olacağız. Ama düşman ölürse leş olacak. Çünkü biz onlardan daha çok insanız. Daha üstün daha dürüst, daha çalışkan, daha temiz, daha namuslu, daha inançlı, daha bilgili, daha daha daha çok daha insanız. Buyur burdan yak. Oysa aynı sokakları paylaşan, birbirlerine komşu insanlar zaten birlik ve beraberlik içindedir. Bunun için politik söylemlere ihtiyaç yoktur., Yarım yüzyılı biraz geçen ömrüm boyunca ben sokaktaki insanların birbirlerine politikacılar karışmadan hiç düşman olduklarını görmedim. Dinleri, etnik kökenleri, gelenekleri, dilleri ne kadar başka bile olsa bir arada kardeşçe yaşayabilirler. Bunun dünyada binlerce örneği vardır. Ülkeleri yönetenlerin, egemen siyasi anlayışın pek işine gelir bir durum değildir. İnsanlar öyle veya böyle birbiriyle sorunlu olmalıdır. Sorunlu olmalıdır ki birileri de çıkıp onları bir şekilde birlik beraberlik için çağırabilsin.

Kendi adıma söyleyeyim. Ben ülkemin bu zor zamanlarına nasıl geldiğini hiç anlamadım. Daha birkaç ay önce zor zamanlarda falan değildik. Paramız diğer ülkelerin para birimleri karşısında yüzde otuz değer kaybetmemişti. Ve biz sıradan, çalışarak geçinen insanlar neden aniden yüzde otuz fakirleştiğimizi hiç anlayamadık. Sıradan, çalışarak geçinen insanlar fakirleştiğinde başkaları zenginleşiyordu. Ama biz o insanların kim olduğunu hiç öğrenemiyorduk.

Sonra Kafdağı’nın tepesinde oturanlar kendi egemenlikleri sürsün diye savaş çıkarmayı uygun gördüler. Yanlarında kalın deste maaşlarla çalıştırdıkları uzmanlar savaş çıkarsa yenilenecek seçimlerde oylarınız artar demişti. Savaş çıkınca gencecik çocuklar ölmeye başladı. Büyük büyük adamlar, ülkemin yöneticileri ve etrafında öbeklenmiş bir grup seçkin insan hayretler içinde kaldı. Çok şaşırdılar. Şaşıp kaldılar. Savaş çıkınca insanlar ölür müydü? Ülkemizin zor günleri böylece başlamıştı. Şimdi artık birlik olmalıydık. Ama benim içimden hiç birlik ve beraberlik içinde olmak gelmiyor ki. Bana başkasının birlik ol demesini sevmiyorum. Şuna düşman ol demesini sevmiyorum. Şunu sevme, bunu öldür demesini de… Bu güne kadar benim hiç düşmanım olmadı.
Ülkemin zor zamanlardan geçtiği bu günlerde her şey taş kesilsin, donup kalsın. Zor zamanlardan geçmeyelim istiyorum… Sabah kalkıp işimize gidelim örneğin. Kazandığımız para bize yetsin. Öyle pahalı evlerimiz, arabalarımız, yatlarımız olmasın ama başımızı sokacak bir yuvamız olsun. Ekmek herkese yetecek kadar çok olsun. Et, süt, yumurta, mis kokulu meyveler, güzel içekler ve hatta çikolata bile… Birbirimizi daha çok sevelim ve bize hiç benzemeyenleri. Bütün çocuklar okula gidebilsin. Bütün hastalar tedavi olabilsin. Hiçbir yönetici bizi büyük ilaç şirketlerine ve özel hastanelere müşteri yapmasın. Çalışanlar tatile de gidebilsin. Aydınlarımız ve yazarlarımız kimsenin kapısında kul olmasın. Petrol şirketleri ve büyük holdingleri olan gazete ve televizyonlar bizi kandırmasın. Herkes sadece işini yapsın. Ama elinden geldiğince çok iyi yapsın. Din adamları korkularımızı sömürmesin. Her şeyden önce çok fazla umudumuz olsun. Aydınlık ve güzel bir geleceğimiz olduğuna inanalım. Hiç kimse ertesi sabah kaygı ve endişe içinde yatağından uyanmasın. Dudaklarımızda hiç eksilmeyen gülücüğümüz, herkese yetecek kadar ekmeğimiz, suyumuz olsun.
Ülkemin içinde bulunduğu bu zor zamanlarda da, güzel zamanlarında da birlik ve beraberlik içinde olamayacağım insanlar ve kurumlar var.

Örneğin ben kendisinden başka hiç kimseyi sevmeyen, diğerlerini sinek gibi gören insanlarla birlik ve beraberlik içinde olamam,

İçi öfke ve hırs dolu, şiddet dolu, her fırsatta hır çıkaran insanlarla,

Hırsızlarla, uyuşturucu ve kadın satıcıları ile,

Üç kuruşluk çıkarı için kırk takla atabilen karaktersiz insanlarla,

Siyasal iktidara yakın olup milyarlarca liralık ihaleler alarak hâksiz kazanç elde eden ama çalıştırdıklarının maaşlarını bile ödemekten kaçan insanlarla,

Torpil peşinde koşup sürekli kayrılmayı isteyen ve üç kuruş için devletin olanakları keyfince kullanan insanlarla,

Bir siyasinin kanatları altına sığınıp hiçbir becerisi ve akademik yeterliliği olmadan sürekli mevkiden mevkiye sıçrayıp yükselenlerle,

Çalışanın emeğini sömürenlerle,

Bencil, kıskanç ve deli gibi rekabetçi psikolojik yapıda olan hırs küpü insanlarla,

Eline fırsat geçtiğinde birlikte yaşadığı insanların onurunu ve gururunu ayakları altına alıp çiğnemekten keyif alanlarla,

Annesine, babasına el kaldıran, karısını ve çocukların dövmekte hiçbir sakınca görmeyen insanlarla,

Yaşadığı apartmanı, sokağı, köyü, çevresini diğer insanlarla paylaşmak gönüllüğü göstermeyen, doğaya ve hayvanlara karşı duyarsız olanlarla,

Herhangi bir sorun karşısında uzlaşmaz tutum takınan insanlarla,

Oğlunu döviz cinsinden para ödeyerek askerlikten kaçırıp vatan, millet, Sakarya edebiyatı, yapanlarla,

Vergisini ve borçlarının ödememek için kırk takla atanlarla,

Parası ile hukuk karşısında diğer insanlardan kendini imtiyazlı hale getiren insanlarla,

Mesleğinin etik değerlerini hiçe sayan doktor, hukukçu, akademisyen ve kalemi satılık gazetecilerle,

Ülkemin kaynaklarını başkalarına peşkeş çeken özel girişimciler ve bunlara payanda olan politikacılarla,

İnsanları dini, inançları, dili ve etnik kökenlerine göre sınıflayan ve yaşantısında sürekli bu değerleri ölçü olarak kullanan insanlarla,

İnsanları kucaklamaktan, insani değerleri yüceltmekten çok işin ticaretini yapan din adamlarıyla,

Savaştan yana, yaşam yerine k ölümü yücelten insanlarla,

Cinayet işleyen zengini yakalayamayan polis ve kolluk kuvvetleriyle,

Topluma hizmet için geldiği makamı ve mevkii babasının malı gibi başkalarına çıkar sağlamak ve ayrıcalık sunmak için kullanan yöneticilerle hiçbir zaman birlik ve beraberlik içinde olmayacağım.

Yaşadığımız coğrafyada barış içinde kardeşçe yaşamaya istekli ve gönüllü, ırkı, dili, dini, siyası inancı ne olursa olsun herkesle birlik ve beraberlik içinde olacağım. Gazeteler, binlerce kanallı televizyonlar ve onların arkasındaki holding sahipleri, büyük karteller, müteahhitler istiyor diye olmaz. Siyasal iktidarı sürdürebilmek için bizi istediği zaman kardeşliğe, istediği zaman düşmanlığa çağıran siyasi liderlerin istekleri üzerine de olmaz. Sizin istediğiniz birlik ve beraberlik sürü psikolojisinde bir dayanışma. Oysa bizim binlerce farklı rengimiz, dokumuz ve kültürümüz var. Buna rağmen kardeş kardeş yaşayabiliyorduk. Hiç kimse kusuruma bakmasın. Ülkemi bu zor döneme sokan, birlik ve beraberliğimizi seçim meydanlarında bozmak için elinden geleni ardına koymayan, hükümet kurulmaması ve uzlaşma sağlanmaması elinden geleni ardına koymayan siyasi düşüncenin yandaşlarına bekledikleri desteği veremeyeceğim. Biz sıradan, günlük geçim derdiyle boğuşan insanlar olarak savaş çıkarmadık. Savaştan ve ölümlerden yana olmadık. Savaştan yana olanlar, savaş isteyenler şimdi ölümlerin arkasından sokakları yakıyorlar. Dükkanları ateşe verip otobüsleri taşlıyorlar. Sokaklarda düşman avına çıktılar. Şu anda bir linç kültürü, daha derin bir çatışma yaratılmaya çalışılıyor. Bütün gazeteciler ve politikacılar susuyor ve gözlerini kapatıyorlar. Kimse durun yapmayın, etmeyin demiyor. Eylemlerin nedeni şehitlere duyulan hassasiyet ve vatanseverlikten oluyormuş. Oysa sevmek ile öldürmek nasıl da birbirinden zıt kavramlar. Üzgünüm. Ben bu koşullar altında sorgusuz sualsiz basın yoluyla yaratılan zihinsel algıya ve yaratılan psikolojik ortama destek vermeye ve birlik ve beraberlik içinde olmaya pek uygun değilim…

Seyfullah
Bursa
Eylül 2015

The following two tabs change content below.
Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Seyfullah Çalışkan

Latest posts by Seyfullah Çalışkan (see all)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

RTE PARTİ

Devamı →